Simülasyon Teorisi İçin Nedensellik Sorgusu

Simülasyon teorisi gerçek veya değil, bunu test edebileceğimiz durum şu an için mevcut değil. Ancak bu yazımızda simülasyon teorisinin var olması veya yok olması durumunda nasıl ve neden kullanılmakta olduğunu veya nasıl kullanılabileceğini düşüneceğiz. Zira son zamanlarda simülasyon teorisi dünya çapında oldukça yaygın biçimde konuşulmaya başlandı.

Birinci Olasılık: “Simülasyon Teorisi Varsa”

Kendi açınızdan düşünün:

  1. Çok güçlü bir bilgisayarınız var ve elinizde yapay zeka kodları var.
  2. Yazılımın, onu “aşkınlığa” ulaştıracak temel sınırlamalar dışında sınırları yok, özgürce düşünebiliyor.
  3. Yazılımı bilgisayarınızın içine kurdunuz ve artık emirlerinizi habersiz biçimde dinliyor.
    a. Bir müzisyensiniz, yapay zekanız ile oluşturduğunuz toplumun ürettiği müzikleri analiz ediyorsunuz ve milyarlarca besteleri arasından en beğenilenlerini alıyor kendi dünyanızda kendi eserinizmiş gibi sunuyorsunuz.
    b. Bir hekimsiniz, simüle toplumunuza gezegeninizdeki hastalıklar için çözüm bulmaları adına, virüs ve bakteri şeklinde DNA kodlarında ilgili problemleri taşıyan genleri içerecek şekilde mikroskobik varlıklar gönderiyorsunuz. Hayatta kalmalarını sağlayacak çözümler elde etmelerini gözlemiyorsunuz. Çözüm sağlamaları durumunda çözümler artık toplumunuzu tedavi edebiliyor.
    c. Bir jeologsunuz, yer sarsıntıları için çözüm sağlamak adına simüle toplumunuza sıklıkla tehlikeli depremler gönderiyorsunuz. Bu sorunun çözmelerini kendi dünyanızda kullanabilirsiniz.
    d, e, f, g… bu liste uzar gider. Aklınıza gelebilecek bütün bilimsel ve kültürel birikimler değerlidir.
  4. Emirlerinizi habersiz olarak dinliyor demiştim. Bunu kendi istediğini zannetmesini nasıl sağlarsınız? Tabii ki manipülasyon ile… Eğer bir toplumda bilimle ilgilenen kitleler güçlü ve zengin oluyorsa toplum teknolojik gelişime manipüle olur. Toplumu yönlendirmek istediğiniz alanı ödüllendirirsiniz.

İkinci Olasılık: “Simülasyon Teorisi Yoksa”

Simülasyon teorisine bilimsel anlamda “var” ya da “yok” diyemeyiz. Çünkü “var” ya da “yok” gibi kesin hükümler verebilmek için deney yapamıyoruz. Bu nedenle “vardır” ya da “yoktur” demek bilimsel etiğe aykırı olup yanlı görüş içermektedir. Biz de bu nedenle “yok” yerine “yoksa” diyoruz.

Simülasyon teorisi yoksa bile birkaç yüzyıl içinde bunu bizler zaten yapabileceğiz. Teknolojik gelişimin sadece hız değil ivme kazanması akıllara durgunluk verecek yenilikleri görmemizin çok da uzak olmadığı beklentisine sokuyor bizleri.

Açıkçası simülasyon teorisinin olmadığını düşünmek nedense bana daha düşük ihtimalli geliyor. Newton gibi bir bilim insanının birden bire ortaya çıkıp integral, türev gibi modern matematiği geliştirmesi, henüz uçaklar bile yokken atmosferden çıkabilmek için gereken minimum hızı hesaplaması, Güneş’in ve Dünya’nın kütlesini ölçmesi o çağlar için normal sayılmaz. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz bilim insanlarının aynı dönemde ortaya çıkıp özellikle atom üzerine yaptığı araştırmalar ilgili döneme bakıldığında normalin ötesinde denilebilir.

Solvay Konferansı– 1927

Günümüzde teknoloji gözle görülür ölçüde dikey gelişmedi. Yani demek istediğim, yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz insanların üzerine fazla bir şeyler koyamadık. Onlar geldi, bizleri resmen uzaya taşıdılar ve gittiler. Yeni bir bilim insanı akımı gelebilir ve bu gelecek ekibin bizleri ne boyutlara taşıyacağını şimdiden görebilmemiz oldukça zor görünüyor ve ben buna “yapay zekaya gelen güncelleme” olarak bakabiliriz diyorum.

aunl

Avatar

aunl

2002 yılında ilk webmaster deneyimini edinmiş olan aunl, çeşitli web sitelerinde yöneticilik yaptı. Uzmanlık alanı elektrik-elektronik, mekanik sistemler, robotlar, mikro işlemci ve arduino programlama, bilgisayar programlama ve web site yönetimi olan aunl, sitemizin kurulduğu günden bugüne bizimle.