Vitalistik Görüş – Vitalizm

VİTALİSTİK GÖRÜŞ

VİTALİZM

Vitalizm, canlı varlıkların fizik yasaları dışında, metafizik güçler tarafından var edildiğini ve mistik güçler sayesinde hareket ettiğini savunan görüştür. Daha öznel bir tanım ile; vitalistik görüş, tanımlayamadığı sonsuz gücü dünyada gördüğümüz canlıların kaynağı olarak görmekte ve bu canlıların yaratılmış olduğuna inanmaktadır.

Vitalizmin yani diğer adı ile dirimselciliğin doğuşuna bakacak olursak, bu görüşe inanılmasının asıl sebebi, insanların doğayı inceleyerek sistemler arasındaki dengenin mükemmel uyumunun insanlar üzerinde bıraktığı etki olduğu düşünülebilir. Canlılar dünyasında görülen kusursuzluk birçok insanın ister istemez dikkatini çekmiş, bu kadar zor kombinasyonların bir araya tesadüfen gelmiş olabileceği imkansız olarak görülmüş ve sonuç olarak vitalizm doğmuştur.

İlk vitalistler Pythagoras ve Aristoteles olmuştur. Ama bu görüş en mükemmel ifadesini, Montpellier okulunda ve özellikle, Barthez’de bulmuştur. Barthez’e göre, hayati olaylar, canlıların dışında, benzerine rastlanmayan bir gücün sonuçlarıdır. Bu fikirler, Bichat, Cuvier, Johannes Müller gibi birçok fizyolojisi tarafından kabul edilmiştir. [1]

Bir başka görüşe göre vitalizmin gelişiminde, 1700’lü yıllarda bilim adamlarının organik ve inorganik bileşiklerin farkını görmesi ile organik bileşiklerin oluşması için yaratıcı bir gücün gerekliliğine inanmaları büyük bir etken olmuştur. Bilim adamlarına göre organik bileşiklerin kaynağı organik varlıklar, inorganik bileşiklerin kaynağı ise inorganik varlıklar idi. Organik moleküllerin sadece canlılara özgü olduğunun düşünülmesi, bu moleküllerin ilk defa var olması için ancak bir yaratıcının düşünebileceği derecede karmaşık ve tesadüfen olamayacak kadar olasılıksız olduğu düşünülmekteydi.

1953 yılında Stanley Miller isimli araştırmacı canlılığın tesadüfen oluştuğuna dair deneyler gerçekleştirmiştir. Bu deneylerden en göze çarpanı, eski dünya atmosferinde var olduğu tahmin edilen; amonyak (NH3), metan (CH4), su (H2O), azot (N2), fosfor (P) ve kükürtlü bileşiklerden oluşan bir deney atmosferi içine yıldırımı simüle edecek elektrik arklarını göndermiş ve bahsi geçen bileşiklerin tepkimeye girip organik moleküllere dönüşmesini sağlamıştır. Bu deney sonucunda çeşitli organik bileşiklerin ve canlıların yapısında bulunan 20 aminoasitten sadece 3 tanesinin (alanin, asparajin ve glisin) oluştuğunu gördü. Bu deneyden sonra elde ettiği aminoasitlerin canlı organizmalara nasıl dönüştüğünü açıklayamadı.

Stanley Miller’ in yapmış olduğu deney, birkaç molekülün hangi amaçla veya ne yöntemle bir araya gelip hangi sebeple diğer moleküller ile madde alışverişi yaptığı veya bakteriler oluşmadan önceki formların neler olduğunu, oluşan ilk hücrenin plansız mı, yoksa planlayarak mı veya tesadüf eseri mi çoğaldığını açıklayamamıştır.

Vitalizm Hakkındaki Görüşler[3]

Albrecht von Haller (1708-1777) (Bir prototip mekanikçi)

Bütün haldeki organları bir arada tutan yapı lifsi (fibröz) ipliklerin bütünü (jölemsi ve glüten yapının) bir arada tutması ile oluşan yapılardır.
Partiküller hava, demir ve kireç taşı ihtiva eder.

Mekanik aşınımlar veya sürtünmeler ile kayıp olanlar.
Glüten, hava, yağ,  su, ve uçucu tuzlar içerir.

  Solunum, ter, idrar, gözyaşı ve ile kaybolan sekresyonlar (salgılar).

Beslenme, kaybolan parçacıkları ve glüteni geri getirir.

Canlılar hassasiyet ve sinirlilik gösterirler.
Sadece sinirlilik gösterebilirler.
Sadece kas sinirliliği gösterebilirler.
Bu özellikler glütenin sonucudur.

Yorum: Albrecht von Haller, anatomist, fizyolog ve natüralisttir. Vücudu bir makineye benzetmiş ve dünyada canlı kalmaya çalışan bir organizma olarak görmüştür. Ruhun varlığını kabul etmiştir, inanç olarak Hristiyan seçmiş ve Hristiyanlık üzerine övgü içeren yazılar yazmıştır.

John Hunter (1728-1793)

 Sıradan madde, bitkisel veya hayvansal maddeden dönüştürülmüştür, ancak;

“Yeryüzünde hiçbir kimyager bir parça şeker yapamaz, ama bir sebze yapabilir.” der.

– Bu bağlamda Wöhler´ in üre sentezlemesinden sonra görünen organik bileşiklerin üretilebileceği idi.

Yorum: John Hunter bir cerrahtır. Özellikle “Yeryüzünde hiçbir kimyager bir parça şeker yapamaz, ama bir sebze yapabilir.” sözüyle organik moleküllerin bir insan tarafından asla üretilemeyeceğine inanmaktadır.

Marie François Xavier Bichat (1771-1802)

“ Hayat, ölüme direnen işlevlerinin toplamından oluşmaktadır.”

  “Ölçü, genel olarak yaşam içinde var olan dış güce sarf edilen çaba ve iç direnç arasındaki farktadır.”

Hayata direnen nedir?

“Newton temel ‘özelliği’ (örneğin kütle çekimini) kozmostaki bir fiziksel maddeye atfeder fakat hekimler ‘özelliği’ hayatın fizyolojik maddesi olarak atfetmektedirler. Fakat hayati özellikler açıkça fiziksel olanlardan daha ayırt edilebilir olmalıdır. Kimyanın bize yakınlığını bırakalım, fiziğin elastikiyeti ve yerçekimini de! Sadece fizyolojik hassasiyet ve kontraktiliteye* izin verelim.” (* tanımı için son sayfadan “sözlük” bölümüne bakınız.)

Yorum: Bichat, anatomi ve fizyoloji ile ilgilenmiştir. “ Hayat, ölüme direnen işlevlerinin toplamından oluşmaktadır.” sözü ile hayatı kendince tanımlamıştır. Bu direnişten kastı ise iç denge ile dış dünyanın birbirinden olabildiğince ayrılması ve canlının kendi dünyasını kurmasıdır.

Dokuların Üzerine Bichat

“Kimyanın duyarlı olduğu kombinasyonlardan gelen olan basit ve bileşik organları vardır; ışık, hidrojen, oksijen, karbon, azot [nitrojen], fosfor ve bunların kombinasyonları; sekize sekiz, dörde dört, altıya altı şeklinde değişen organ anatomisi vardır. Bu dokular; 1. Hücresel, 2. hayvan yaşamı siniri, 3. organik yaşamın siniri ve 4. arteriyeldir. Bunlar vücudumuzun gerçek organize unsurlardır ve doğaları gereği sürekli olarak aynı yerde bir araya gelirler.”

Vital Özelliklerin Kaynağı Bakımından Dokular

“Vital özellikleri konuşabilir miyiz?

Hayvan sinirlerinin duyarlılığına bakın, özellikle istemli kas kasılmalarında aynı türden kontraktilite gözlenir. “Mantıklı kontraktilite” nin tuhaf özelliğini oluşturan nokta bilinçsiz kontraktilite ile aynı şekilde doğaya duyarlılık göstermesidir. Özellikle salgı bezlerinden seröz* bezler. (* tanımı için son sayfadan “sözlük” bölümüne bakınız.) Her dokunun belirli bir tür gücü ve duyarlılığı vardır. Bu prensip salgılama, soluk verme, emme ve beslenme teorilerine dayanmaktadır. Kan, kendisine uygun olan ve kolay adapte olabileceği dokuyu seçer ya da sonradan dokuyu reddedebilir.”

Bichat’ in Vitalizmi

Düzensizlik yaşayan organlar:

“Bir kuyruklu yıldızın geri dönüşü, bir merminin hızı hesaplanır fakat Borelli ile Keill kasın gücünü hesaplamak için akciğere giren hava miktarını hesapladılar, bu kumun üzerine büyük bir yapı inşa etmeye benziyordu, temelsizdi. Vital güçlerin istikrarsızlığı, tüm vital olayları bir düzensizlik ile işaretler, eşitliği sağlamak için ise olağan üstü olaylar ile fiziksel olayları ayırır. Ve fiziksel kuvvetlere karşı, hayat şudur: ‘Ölüme direnen bütün güçlerin toplamı.’ ”

Claude Bernard (1813-1878)

1843: Temel araştırmalar 7. kranial sinirlerde (yüz kasları ve tat alma) ve mide suyunun disakkaritler üzerindeki rolü üzerine yapılmıştır. Schwann 1846 yılında ‘pepsin’ adlı bir mide proteolitik* enzimi keşfetmiştir.

1848-49: Pankreas suyunun yağ üzerinde emülsifiye* rolü bulundu.

1848-50: Karaciğerin kan şekerini düzenlemede rolü olduğunu kanıtladı. Özellikle karaciğerin substratlardan şeker sentezlediği görüldü. (Kan şekeri düştüğü zaman kana şeker yükleme işlemi yapma noktasında.)

1849-52: “Kürar” denilen bir zehrin nöromüsküler bölümlere hareket ederek çizgili kas felcine yol açtığını göstermiştir. Ameliyat sırasında kullanılan bir terapötik kas gevşetici olarak tanınır.

1856-59: CO (Karbon Monoksit) ile boğulma nedenleri bir mekanizma ile gösterildi.

Yorum: Claude Bernard, fizyoloji ile ilgilenmiştir. Vitalistik görüş hakkında biyo-kimyasal araştırmalar yapmış ve başlarda desteklediği bu teoriyi ilerleyen araştırmalarında çürütmüş, hatta eski çalışmalarının tıbbın ilerlemesi konusunda büyük bir engel teşkil ettiğini itiraf etmiştir.

Determinizm için Bernard’ın Görevi

“Şüpheci, gerçek bir bilim adamı; o sadece kendinden ve kendi yorumlarından şüphe eder ama bilime inanan, hatta bir kriter ya da deneysel bilimlerde mutlak bir bilimsel ilke kabul eder. O bile, ölçüt veya deneysel bilimleri mutlak bir bilimsel dayanak olarak kabul ediyor.”

Bernard İçin Vitalistlerin Mücadelesi

“Biyolojik çalışmalarda, yaşam ve keyif bahşedilmiş varlıkların kendiliğindenliği, deney kullanımına karşı gündeme gelmiş ve temel itirazlardan birine yol açmıştır. Her canlı varlık aslında bize, vital belirtiler ile yürütülen iç kuvvetler gibi görünür, kozmosun genel etkisinden daha fazla bağımsız bir hale gelir ve söz konusu varlık daha fazla organizasyonun ölçeğinde yükselir. Yüksek hayvanlarda ve insanda, örneğin; vital güçler, genel fiziko-kimyasal etkilerin canlının bedeninden çekilmesi sonucu görünür ve bu nedenle çok zor deneysel erişim vermektedir.”

Bernard: Vitalizm İlerlemeye Engel

“Birçok doktor, spekülatif fizyolojist, bununla beraber bazı anatomist ve doğacılar… fiziko-kimyasal güçlere karşı bir vital gücün varlığını varsayarlar ve bu vital güç ile bütün yaşamsal olgular üzerine bir baskı kurarlar, bunları da tamamen kendilerine özel kanunlar aracılığı ile yaparlar. Deneyci yaşam, organizmanın bütünlüğü ve özel kanunlara dokunmamalı, yaşamın karakterini çok bozmamalıdır. Bu fikirler gelecek zaman dilimlerinde gittikçe kaybolacaktır, ancak beyinlerde kalan vitalist fikirleri silmek önemlidir, bu fikirler tıbbın ilerlemesinde gerçek bir engeli temsil eder.”

Bernard’ın Determinizme Bağlılığı

“Bütün bilimlerin mutlak bir determinizmi yoktur, çünkü her olgu, fiziko-kimyasal şartlara mutlaka bağlantılıdır. Bilim adamı ana olguların hakim olması için bu koşulları değiştirebilir, yani engelleyebilir ya da onun tezahürü lehinde karar alabilir. İnorganik maddeleri bu konuda dikkate almaya gerek yoktur. Bu durumu yaşayan organlar içinde kanıtlamak istiyorum ve onlar için de determinizm mevcuttur.”

Bernard Deneyin Gerekliliği Üzerinde

“Örtülü olarak yapılan tümevarımsal muhakeme şu kıyaslamayı oluşuyordu: Etoburların idrarları asittir; benim gözlediğim bir tavşanın idrarında asit vardı, bu durumda onlar açlık durumunda etoburdur denilebilir (Tümevarımsal Hata).

Argüman Yapısı:

– Eğer bir hayvan etobur ise idrarı asidiktir.

– Aç tavşanların idrarlarında asit görülür.

– Aç kalan tavşan etobur olur. (Kendi vücut proteinlerini sindirerek)

Not: Bu geçerli bir argüman değildir.

Böylece, kanıtlama için deneme ile sonuca ulaşmak gerektiği görülür.

Yorum: Bernard, bu deneyi ile tümevarımsal bir hatayı işaret etmektedir. “Etçil olan bütün canlıların idrarında asit görülür.” tümevarımına ulaşmak için şöyle bir deney yapmıştır: Bir tavşanı (otçul) aç bırakmış ve tavşanın vücudunun kendi dokusunu sindirmesini sağlamıştır, böylece tavşan hayvani proteinleri sindirerek idrarında asit görülmesine sebep olmuştur.

Deneme Nereye Ulaşır?

Bernard, aç bırakma ya da besleme alternatiflini kullanarak hayvanın asidik veya normal idrar üretebilmesinin kontrol altına alınabileceğini gösterdi.

Bu neden önemli?

Aynı etki, hayvanın kendi bedenini sindirerek ortaya çıkardığı asidik idrarın, dışarıdan et ile beslenerek de ortaya çıkarıldığını göstermiştir.

Glikojenezin* Keşfi

“Bana başlangıç zamanlarımda hakim olan teori, hayvanlarda var olan şekerlerin gıda kökenli olduğu idi. Şeker solunum ile yıkılıp sadece enerji olarak kullanılırdı.”
-Justus Liebig Teorisi

Kandaki kullanılabilir şeker miktarı yükseldiğinde ihtiyaç olmayan miktar vücut tarafından karaciğerde farklı bir formda saklanabiliyordu.

Bernard’ın Kapalı Ortamı


“Bir canlının, sürekli değişen dış ortamdan bağımsız olan kendine özgü olan ve tüm organlarını saran bir iç atmosferi vardır. Aslında yüksek organizma sıcak bir ortama yerleştirildi (Beden). Bu koruma ile dış kozmik ortamdan daha özgür ve bağımsız hale geldi.”

“Tüm canlılar gerçek bir kapalı ortamlardır, bu ortam dışarı etkileşim sırasında dengeyi ve alışverişi güvenli hale getirir. Organizma daha mükemmel hale geldikçe kendisini dış ortamdan daha fazla izole eder, daha fazla özel hale gelir.”

Mekanizmi Kurtarma

“Hayatın ve olayların gerçek açıklaması, vücudun organik unsurlarını oluşturan en zayıf ve ince partiküller hakkındaki bilgi ve çalışmalara dayanır. Bu fikir, fizyolojistler tarafından uzun zamanlar önce biyolojide ortaya konan, canlılar üzerindeki çalışmalarda daha büyük ilerlemeler sağlayan bir görüştür. Şimdi canlı organizma en karmaşık, en harika özelliklere sahip, en hassas ve en muhteşem makinedir.

Walter Cannon (1871-1945)

Bir kedi mide-bağırsak hareketlerini takip ederken:

  • Bir köpek laboratuara getirildi.
  • Kedinin bağırsaklarındaki güçlü peristaltik hareketler aniden kesildi.
  • Adrenalin salgılanması izlendi.
  • Adrenalin, iskelet-kas sisteminde kullanılmak üzere kandaki şeker miktarını artırdı.
  • Kedinin vücudu strese adapte oldu.

Homeostazi: Sabit ve dinamik denge arasındaki denge.

Cannon: Sempatik Sinir Sisteminin Fonksiyonu

  • Otonomik sinir düğümü tam sempatik zincirinden kaldırıldı.
  • Bu sistemin amacı, yapılan otopsiler sonucunda canlıyı hayatta tutma olabileceği bulundu.

Fakat stres altında:

  • Biraz ılımlı kas aktivitesi sırasında, kan basıncı düşer.
  • Düşük O2 toleransı azalır; %8 O2 de (Yaklaşık 7,3 km) canlı bayıldı.
  • Kan şekeri homeostazisi azalır.
  • Vücut sıcaklığı homeostazisi azalır.
  • Kanama tepkisi homeostazisi azalır.

Yönetmelikte Temel Biyokimyasal Yollar

Glikoz tüketimi diğer hücrelerin ihtiyaçlarına göre düzenlenir. Yalnızca hazırda bulunan glikoz için geçerli değil.

Yorum: Walter Cannon, fizyoloji konusunda çalışmış bir bilim adamıdır. Deneylerini böbreküstü bezlerinin çalışması konusunda yoğunlaştırdı. Özellikle homeostazi konusunda önemli çalışmaları olmuştur. Bu deneyinde bir kedinin istem dışı kontrol edilen sinir sistemini stres durumlarında kontrol ederek vücudun dış dünyadan ne kadar bağımsız olduğunu, dış dünyanın değişen koşullarına göre vücudu nasıl adapte ettiğini araştırmıştır.

Biyolojik Mekanizm ve Vitalizm[2]

Basit bir biçimde, doğanın fenomenlerinin açıklanması için, dünyanın inceden inceye düşünerek eyleyen bir Yaratıcı tarafından bir amaca göre düzenlendiği varsayımına başvurmak durumunda olmadığımızı savlayan felsefi mekanizmin biyolojik mekanizmle karıştırılmaması gerekir. Biyolojik mekanizmin temel tezi, organik doğanın fenomenlerinin açıklanması için, inorganik doğanın açıklanması bakımından zorunlu ve yeterli olan bu yasaların yeterli olduğu ve dolayısıyla tüm biyolojik yasaların fiziğin ve kimyanın yasalarından çıkarsanabileceği görüşüdür. Biyolojik mekanizme karşıt olan eğilim ise, organik dünyanın olgularını açıklamak için inorganik dünyayı yöneten yasaların yeterli olmadığını ve dolayısıyla, fiziko-kimyasal yasaların tüm biyolojik fenomenleri açıklamak için yeterli olmadığını öne süren vitalizmdir.

Vitalizm, başlangıçtaki biçimi içinde, yani paleovitalizm olarak, organik süreçlerin seyrinin, organizma için dışarıdan sağlanan fiziksel enerjiyi, organizmanın varlığını devam ettirebileceği ve gelişebileceği bir biçimde idare eden dirimsel güçler ya da kendilerine arkeozlar adı verilen gizemli varlıklar tarafından, yönlendirildiğini kabul etmişti. Organizmayı idare eden bu gücün bilinçli olarak bir amaca yönelmiş bir varlık olduğu, bununla birlikte, paleovitalizmin yalnızca en ilkel biçimi içinde savunulur. Bu bakış açısı antropomorfik finalizme epeyce yaklaşır, ancak ona bir bütün olarak dünya bakımından değil de yalnızca organik biçimleri içindeki organizmalar konusunda yaklaşır. Vitalizmin çağdaş biçimi, organik dünyadaki fenomenlerin gidişatını, inorganik dünyayı yöneten yasalardan oldukça farklı olan yasalara göre yöneten dominantlar, enteleşiler, psikoidler gibi etmenlerin katılımına başvursa da, söz konusu neovitalizmin savunucuları bu enteleşilerin, psikoidlerin, v.b bilinçli olarak belli amaçlara yönelmiş varlıklar şeklinde ele alınmalarına açıkça karşı çıkarlar. Vitalizm ve özellikle de çağdaş vitalizm antropomorfik finalizmin çok uzağındadır.

Antropomorfik vitalizme en yakın düşen bakış açısı bütün bir canlı doğanın, onun hücrelerinden her bilinin, her organizmanın gelişmeyi, yaşamın korunmasını amaçlayan bir ruha sahip olduğunu, ancak onun bu amaçlara bilinçsiz bir biçimde yöneldiğini öne süren psikovitalizmdir. Psikovitalizmde, Leibniz’in monadlarla ilgili öğretisinin ve Fechner’in bütün bir evreni ve bileşenlerini ruhlarla donanmış varlıklar olarak gören felsefesinin yankılarını buluyoruz. Leibniz de Fechner de finalist bakış açısının savunucuları arasında yer alır.

Neovitalistler[2]

Amaçlılık hakkında Aristoteles’inki gibi mecazî düşünmeye, çağdaş vitalistler arasında da rastlanır. Onlar organizmalarda ortaya çıkan süreçlerin, yalnızca daha önceki koşulları bildiğimiz zaman, onların gelecekteki seyrine ilişkin olarak öndeyişte bulunamamız ve verilen organizmanın kendisinin üyesi olduğu türün bireylerinin nor­mal koşullardaki gelişmelerinde, alacakları son hali bilmek zorunda olmamız anlamında, amaçlı olduğunu öne sürerler. Onun gerçek sey­rini ve gelişmesini “belirleyen”, daha önceki haller ve gelişmenin *tikel evreleriyle aynı zamanda ortaya çıkan bu hallerle birlikte, yalnızca söz konusu türün organizmalarının gelişiminin bu nihaî hali­dir (Aristoteles’teki form kavramına çok yakın olan bir kavram).

Şimdi laboratuarında deney yapan bir bilim adamının iki kerten­kelenin kuyruklarını ve sağ arka ayaklarını kestiğini varsayalım. Bir zaman geçtikten sonra, yaralı yerlerde yeniden canlı dokular ortaya çıkar. Kertenkelelerin birinde kuyruğun bulunduğu yerde çoğalan do­kulardan bir kuyruk, ayağın bulunduğu yerde çoğalan dokulardan ise bir ayak çıkar. Bununla birlikte, ikinci kertenkele farklı bir deneye tâbi olur: Kendisinden kuyruğun çıkmak durumunda olduğu doku ayağın bulunduğu yere, kendisinden ayağın çıkmak durumunda olduğu doku ise kuyruğun bulunduğu yere nakledilir. İkinci deneyden sonra, bu ikinci kertenkeleden ayağın bulunduğu yerde kuyruğu, kuyruğun bulunduğu yerde ise ayağı olan bir hilkat garibesinin çıkması beklenebilirdi, oysa ikinci kertenkele bile, belli bir zaman geçtikten soma, kendi normal şeklini alır. Bu deneyin seyri, vitalistlere göre, canlı dokudan çıkan ya da gelişen şeyi, onun kimyasal ve sitolojik yapısının belirlemediğini gösterir. Burada göz önünde tutul­ması gereken nokta, aynı dokudan bilinci kertenkelenin bir kuyruk, ikinci kertenkelenin ise bir ayak geliştirdiği noktasıdır. Organiz­manın aynı parçasının farklı koşullarda farklı bir biçimde gelişeceği açıktır. Onun kompozisyonundan ya da yapısından, gelişiminin nasıl olacağına ilişkin olarak öndeyişte bulunamayız. Yalnızca şunu söyleyebiliriz: O farklı koşullarda farklı bir biçimde, ancak her zaman son evrede normal şekline sahip olan bir hayvan ortaya çıkacak şekilde gelişecektir. Sürecin gerçekleşme biçimini betimley­en yasalar vermek istersek, kendisine yalnızca gelişme sürecinin so­nunda ulaşılabilir olan bu normal şekle başvurmalıyız. Gelişmenin son ve nihaî evresinin bilgisi olmaksızın, gelişme sürecine ilişkin ola­rak öndeyişte bulunamayız. İşte bu anlam içinde, bir organizmanın gelişmesinin sonunda aldığı normal şeklin zaman içinde geri giderek etki ettiğini ve daha önceki gelişme evrelerini yönlendirdiğini söyleyebiliriz.

Bir organizmadaki gelişme sürecinin bu ışık altında görülen seyri, daha önceden belirlenmiş bir amaca yönelen insan eyleminin seyrine benzer. Bir denizci tarafından belli bir varış yerine varacak şekilde idare edilen bir tekne, deniz üzerinde yüzerken, çeşidi akıntı ve rüzgârlara karşı koyar, dümenini zorlar, şimdi şu, birazdan bu doğrultuda yol alır, ancak daima bir sonuç olarak amaçlanan varış ye­rine varacak şekilde yüzer. Denizcinin bilinçli olarak kendisine var­maya çalıştığı gelecekteki varış yeri, demek ki, onun şimdiki dav­ranışını etkiler; gelecekteki olaylar daha önceki olayları etkilemektedir. Varış yerini bilmediği sürece, hiç kimse tekneyi idare eden denizcinin davranışına ilişkin olarak öndeyişte bulunmayacaktır. Benzer bir biçimde, onun gelişmesinin sonundaki normal halini bilmezsek, vitalistlere göre, gelişen bir organizmanın davranışına ilişkin olarak öndeyişte bulunulamaz. Organik bir gelişme süreciyle insanın amaçlı etkinliği arasındaki bu benzerlik, bir başka deyişle, nasıl ki bir amaca göre eyleyen bir insanın davranışına ilişkin olarak, onun peşine düştüğü amacın ne olduğunu bilmedikçe, öndeyişte bulunamazsak; tıpkı bunun gibi organik bir gelişmenin seyrine ilişkin ola­rak, hayvanın normalde son ve nihaî şeklinin ne olduğuna ilişkin bilgi olmaksızın, öndeyişte bulunmamamız olgusundan oluşan benzer­lik bazı vitalistleri organik süreçleri amaçlı süreçler olarak ad­landırmaya götürür. Bu süreçleri amaçlı süreçler olarak adlandırırken, onlar bu amaçlılığı sözcüğün gerçek ve antropomorfik anlamı içinde alamazlar, ancak daha çok terime, antropomorfik amaçlılıkla yalnızca bazı benzerlikleri olan mecazî bir anlam verirler.

SÖZLÜK

Emülsifiye: Yağı suya ilave edin, göreceksiniz ki bu iki sıvı hiçbir zaman karışmayacaktır, ta ki emülgatör eklenene dek. Emülgatörler uçlarından birisi yağı seven (hidrophobic) diğeri suyu seven (hidrophilic) moleküllerdir. Yağın ve suyun iyi bir şekilde birbirine karışmasını (dispersion) sağlayarak kararlı, homojen ve topaksız bir emülsiyon meydana getirirler.

Glikojenez: Kan glikozundan karaciğer glikojeni sentezlenmesi.

Kontraktilite: Bazı hücrelerin, özellikle kas liflerinin (bir sinir uyarısıyla) kasılma yeteneği veya kasın fizyolojik kasılma yeteneği.

Proteolitik: Protein parçalama yeteneğine sahip.

Seröz: Hücreleri muköz bezlere göre daha küçük görünen, salgıları sulu ve akışkan olup protein içeren yapıda salgı yapan bezlerdir.

Tikel: Bir tümün bir parçası ile ilgili, cüzi, kısmi. Bir türün bütün bireylerine değil de bir ya da birkaç bireyine ilişkin olan.

KAYNAKÇA:

Aydın ÜNLÜ tarafından yazılmıştır ve derlenmiştir, izin alınmaksızın kopyalanamaz. KULLANIM KOŞULLARI

(Kaynakların yanlarındaki bilgilendirme, kaynak alınan yerde bulunduğu yeri işaret etmektedir ve kaynak numarası makale içinde [1], [2]… gibi sembollerle işaretlenmiştir. Kaynakçada gösterilmeyen bölümler tamamen özgündür.)

  1. http://tr.wikipedia.org/wiki/Vitalizm (İlk paragraf son cümle ve devam eden ilk paragraf.)
  2. Kazimierz Adjukiewicz – Felsefeye Giriş Temel Kavramlar ve Kuramlar (Başlığı takip eden ilk üç paragraf.)
  3. Vitalismand Organized Mechanisms (Vitalizm hakkındaki görüşler çevrilmiştir.)
İçerik hakkında yorum yapmak için bir kanal seçin.

Bir Cevap Yazın